Sağ ol pigme abi!

Serbülent Aksayar

tam apartmana girecekken mahallenin veletlerinden biri önümü kesti. çocuklara özgü o nefes almadan konuşma şekliyle:

– abiabiabiabi
– ne var len?
– toparabanınaltınakaçtıalırmısın?

bakışlarından, cümlenin sonundaki o soru işaretinden bir şey istediği belli ama o şeyin ne olduğu belli değil.

– ne diyorsun çocuğum, tane tane söyle.
– abi, top arabanın altına kaçtı, alır mısın diyorum.

bir yandan da eliyle arabayı işaret ediyor. “dur bakalım” dedim, arabaya doğru yöneldim. şöyle bir eğildim, arabanın altını görmek ne mümkün. daha bir eğilmek gerekiyor yani. fakat benden o kadar sportmence bir hareket beklenmemesi gerekiyor.

– oğlum nasıl alacağım ben bunu. çok ortada bir yere sıkışmış.
– abi, sen alırsın abi. boyun uzun ya senin.

nasıl da sevimli kerata. yanında da ufak bir kız var. belli ki manitası. “ronaldooooğ, eveeeet ronaldoooğ” diye kıza artistlik yaparken topu arabanın altına kaçırdı herhalde.

bi’ de olaya direkt “abi” diye girmesi var ki o kafadan artı puan. artık sokaktaki çocuklar “amca” diyorlar zira, yaş haddinden. haddini bil!

kafada saçlar kedi bıyığı gibi, 11’e 11 maç yapıyor. göbek desen sokağa benden önce giriyor, köşeyi benden önce dönüyor. çocuklar da haklı yani. “amca” değil de nedir bu?

e yanında manitası da var. tüm şartlar veledin lehine yani. anlaşıldı, o top oradan alınacak… da nasıl? en azından denerim. belki bugüne kadar hiç olmayan bir şey olur, “bravo be, adam en azından denedi. takdire değer bir çaba harcadı” filan derler.

– abicim benim boyum uzun değil. sen aşağıdan baktığın için sana uzunmuş gibi geliyor. bir pigmeden hallice aslında boyum.
– pigme ne demek abi?
– bilmem. hadi sen de bana yardım et, çıkaralım topu.
– tamam abi.

dizlerimin üstüne çöktüm. artık topu görebiliyorum. namussuz, öyle bir yere sıkışmış ki. denedim, elim mümkün değil yetişmiyor. araba kaldırımın kenarına park etmiş, bir taraf otomatikman iptal yani. çare yok, sokak tarafından girişimde bulunulacak.

sokak dar, yokuş. yukarıdan sürekli arabalar geliyor. birkaç deneme yaptım, ter bastı. ulan zaten sıcak. geçen arabalar toz kaldırıyor. kir pas içinde kaldım iki dakika içinde. bir yandan da söyleniyorum, çocuklara çaktırmadan. ufaklık da arabanın arka tarafından eğilmiş gaz veriyor “hadi abi, aslan abi be” filan diye. manitası mağrur, böyle “halk işi” şeylere yüz vermeden, mari antuanet edasıyla bir kenardan usulca bizi izliyor.

bir gözüm arabanın altında, bir gözüm yokuşun başında. her araba gelişinde toparlanmak durumundayım zira arabaların altında kalmak an meselesi. bir ara şöyle bir doğruldum. kafayı yukarı doğru kaldırdım. “pencere kenarı teyzeleri” çoktan localardaki yerlerini almışlar:

“kız nuriye, koş koş, film başladı ayol”
“aa, şu dört numaradaki adam değil mi bu kız”
“vallahi de o kız! ayol ne yapıyor öyle arabanın altında”

hah şimdi süper oldu işte. sokağa da film olduk, tam oldu. işin içine seyirci de girdi, bu iş artık benim için gurur meselesi! o topu oradan çıkarıp bir kahraman gibi gireceğim ulan bu apartmana.

– abicim bi’ sopa mopa gibi bi’ şey lazım, böyle olmuyor.
– abi, yok ki sopa

kalktım, apartmana girdim. belki sopa benzeri bi’ şey bulurum diye. bodruma doğru indim. aha! çalı süpürgesi. canımsın.

elimde süpürgeyle geri döndüm. tekrar çöktüm dizlerimin üstüne. vuruyorum topa, gidiyor arabanın önünde bi’ yere sıkışıyor. diğer taraftan vuruyorum, arkaya gidip sıkışıyor. şaka gibi. seyirciler sabırsızlanmaya başladı, tribünler ayakta!

derken bir çift ayakkabı belirdi görüş alanımda. kafayı kaldırdım, ayakkabıların sahibi bir adam bana bakıyor. tanımıyorum. tanışmıyoruz.

– hayrola beyefendi, bi’ şey mi düşürdünüz?

hani bazen çok kısa sürede bir sürü şey düşünür ya insan. adam daha tümcesini bitirmeden benim kafada neler dönmeye başlamıştı anlatamam.

– ee evet, topum arabanın altına kaçtı da. top yani. topumuz. çocuklar da var yani. hepimiz. topumuz.
– aman canım hepi topu plastik bir top değil mi? uğraştığınıza değmez, kaç paraysa vereyim, gidin bakkaldan yeni bi’ tane alın.
– olmaz! ee şey yani, teşekkürler ama olmaz. film çekiyoruz biz burada. sokağa film olduk.

stop! kestik!
böyle bir şey olmadı tabii. kafamdan geçenlerden biri de buydu o anda.

aslında şöyle oldu:

– hayrola beyefendi, bi’ şey mi düşürdünüz?
– ya evet, çocukların topu arabanın altına kaçmış da, onu çıkarmaya çalışıyorum.

bıyık altından gülmesene lan, yapıştırıcam şimdi suratının ortasına. keyfimizden sürünüyoruz sanki yerde.

– a, anladım. isterseniz arabayı çekeyim, alın topu.
– sizin mi araba? (soruya bak. yok başkasınınmış araba ama adam manyakmış)
– tabii tabii, durun çekiyorum hemen.

adam bindi arabaya. bizim ufaklık atladı hemen:

– abi, patlamaz di mi top?
– patlamaz evladım patlamaz, merak etme.

neyse, araba hareket etti, aldık topu, teşekkür ettik müstehzi beye. bıyık altı bıyık altı gitti bıyıksız bey.

– alın bakalım. dikkat edin, tekrar kaçırmayın, valla beni bulamazsınız bir daha.
– sağ ol pigme abi, ehehehe.
– bi’ şey değil koçum.

ben size demiştim, ey pencere kenarı fesleğen teyzeler, o topu çıkarmadan bu apartmana girmem diye.

belki bir alkış, bir tebrik alırım teyzelerden diye kafamı kaldırdım. baktım kimse yok. “olsun be” dedim, “işte mutlu son!”

zafer kazanmış kumandan edasıyla tekmeledim apartman kapısını, girdim içeri.

kadıköy, temmuz 2008