İş hayatında kadın ve anne olmak

Selam,

Ben yeni bloğumuzun, eski uzun soluklu çalışanı Duygu Derun 🙂 Artık sık sık güncel, ilgimi çeken konularla birlikte olacağız. İlk yazım, mesleğimizin de anası olan bizi yani “kadınları” kapsıyor.

Cinsiyetler arası eşitsizlik sorunu tarihin en eski problemlerinden biri olmakla beraber sorunun çözümü de günümüzde bir o kadar zor ve karmaşık bir hal almaya başladı. Son derece geniş bir yelpaze içinde konuyu özelleştirmem gerekirse benim ilgimi çeken nokta, çalışan annelerin doğum sonrası işe dönüşü. Türkiye Kadın Girişimciler Derneği (KAGİDER) tarafından yapılan ve bu konuya odaklanan araştırma da birçok çarpıcı veriyi gözler önüne seriyor. Bu aslında beni de kapsayan bir süreç. Ben de 9 aylık bir aranın ardından tekrar işe dönmüş bulunmaktayım. Gelelim raporun ana başlıklarına.

Araştırma kadınların %40’ının doğum sonrası işi bıraktığını gösteriyor. Kadınların işi bırakmalarındaki temel motivasyonları ise çocuklarına kendilerinin bakmak istemesi. Aynı zamanda günümüzde iyi bir bakıcı bulamamak ve güven sorununun da işe dönememekte büyük etkisi olduğu düşünülmekte. Devletin anneyi çalışmaya teşvik edici koşullarının olmadığı (örneğin doğum izni artırılması, süt izninin uzatılması vb.) gibi konuların da altı çizilmiş.*

Kadın olmanın bu ülkede doğurduğu sonuçlar bir o kadar zorken, kuşkusuz anne olmak kadının hayatta sahip olduğu en önemli, aynı zamanda hayatının en karmaşık rollerinden biri. Dolayısıyla bu rol kadının hayatına girdiği andan itibaren, her şeyin önüne geçiyor. Bir yandan yeni doğan bebekle bağ kurmaya çalışmak, bir yandan da halihazırda mevcut sorumlulukları sürdürme mücadelesi kadınlar için zor olmasına rağmen onlara kendilerini güçlü ve özel hissettiriyor.

Aynı araştırmaya göre, işe dönmüş annelerin %84’ü işinin getirdiği sosyal statü sayesinde kendini daha güçlü hissettiğini söylerken, işe dönmemiş annelerin %72’si çalıştığı dönemde kendini daha değerli hissettiğini belirtmiş. Rapordaki daha da çarpıcı olan bir başka bulgu ise, anne-babaların, annesi çalışan çocukların okula gitme motivasyonunun çok daha yüksek olduğunu belirtmeleri. Hem anne hem de babaların gözünde, çalışan annelerin çocukları kendi ayakları üzerinde durmayı erken yaşta öğrenen, kendine yeten, okula gitmeye daha hevesli bireyler olarak görülmekteler.*

Raporu genel olarak değerlendirmeden önce raporun hazırlanmasında esas alınan kriterlerden de bahsetmek gerekli, öncelikle rapora getirilebilecek eleştirilerin başında geniş tabanlı bir görüşme grubunu kapsamadığı gelebilir. Çünkü rapor için görüşme yapılan anne ve babaların tamamı lise ve üzeri okullardan mezun “beyaz yakalılardan” oluşmakta. Bu sebeple de rapor, toplumsal cinsiyet konusundaki derin ayrılıkları barındıran, yoğun bir şekilde ataerkil yapının izlerinin görüldüğü sosyal yapıya dahil kişilerin yaklaşımlarını yansıtmaktan maalesef ki oldukça uzak, fakat diğer yandan raporun bu gibi bir yaklaşımı yansıtma derdi olduğunu da düşünmüyorum.
Toplumsal cinsiyet konusunda açık bir şekilde ataerkil bir yapıya dayanan bir ülke olduğumuz konusunda sanırım genel bir görüş birliğine sahip olabiliriz. Kültürel yapının her noktasına kadar saplanmış deyimler, atasözleri, argo vb. sosyolojik göstergeler de zaten bunun en güzel kanıtı.

Neredeyse saat başı yaşanan kadına karşı şiddet haberleri artık her konuda olduğu gibi sıradanlaşırken kötülüğün sıradanlığı uyuşturucu etkisini göstererek ekran karşısına geçen herkesi tek boyutlu insanlığa, yani hedonizmin kollarına teslim etmiş gibi.
Cinsiyetler arası eşitsizlik gibi çağdışı bir sorunu hala tartışıyor olmak elbette ki pek de iç açıcı değil ama çözüme giden yollar uzun ve zorluklarla dolu olsa da, yolun sonunda çözüm varsa yürümeye değer.

*Kagider Danone Çalışan Annelerin İşe Dönüşü Araştırması
http://www.kagider.org/docs/default-source/kagider-raporlar/kagider-danone–%C3%A7al%C4%B1%C5%9Fan-annelerin-i%C5%9Fe-d%C3%B6n%C3%BC%C5%9F%C3%BC–ara%C5%9Ft%C4%B1rma-sonu%C3%A7lar%C4%B1.pdf?sfvrsn=2 

Contactplus’tan merhaba: Hadi tanışalım!

Hello World.

Contactplus’ın kendine ait bir blog açmasının vakti çoktan gelmişti. İşte ilk yazımızla karşınızdayız. Bundan sonra, ekibimizdeki herkes kendi dilediği konuda yazarak bu blogu besleyecek. Ben Gülin Rahvancı, açılışı yapma şerefine nail oldum ve başlangıç olarak gelecekte yazılarını okuyacağınız kişileri kısaca tanıtma kararı aldım. Buradaki tüm özellikler şahsımın gözlemleriyle oluşturuldu. 4 seneyi aşkın süredir Contactplus ailesi içinde yer alan bir metin yazarı olarak, bu hakkı kendimde görüyorum 🙂

Yıl 2018. Aylardan Ocak. İşte an itibariyle bizler…

Orkide Gökhan: Halkla ilişkiler dünyasının kızıl kraliçesi. En beklenmeyen zamanda tek bir lafıyla olayların seyrini değiştirebilen. Şaşırtıcı ve her daim rengarenk. Öfkesiyle korku, anlayışıyla güven veren cinsten. Patron.

Barlas Çevikus: Analitik zekanın sesi, pratik insan, problem çözücü, hoca. Kırık bacağıyla sahneye çıkacak kadar müzik aşığı, Işığın Yansıması basçısı. Patron yarısı.

Serbülent Aksayar: Lord gibi adam dedikleri cinsten. Kreatif ekibin Kaptan’ı. Efsaneler onun geceleri Süpermen kılığına bürünüp kalbi kırık metin yazarlarına umut ve adalet dağıttığını söyler. Kelimelerin ustası, yazarlığın şahikası.

Melis Saraçoğlu: Müşteri İlişkileri Koordinatörü ancak, kendisi unvanlar üstü bir pozisyonda. Yetki ve sorumluluk çerçevesi bir sadrazamınkiyle yarışır. Yöneticilerin hası. Uzlaşmacı. Yaratıcı.

Özcan Altunkaya: Umudunu yitirmeyenlerden. Sivil topluma, siyasete karışmaktan çekinmeyenlerden. Deneyimli koordinatör; vurucu başlıkların, net çözümlemelerin insanı.

Seda Gür: Beğeni çıtası bulutlarla yarışan, çalışkanlıkta arıları kıskandıran, gecesi gündüzü belli olmayan, Eskişehir’de 10 sene yaşayıp sıcak kalmayı başarmış, usta metin yazarı.

Burcu Ergin: Diksiyon ustası, eski ekran yüzü. Mutlak zarafet ile semt çocukluğu arasında salınan, eklektik bir karakter. Kedilerin yılmaz savunucusu. E-ticaret bağımlısı.

Mahinur Okutan: Zeka, iyi bir kalp ve güzelliğin mükemmel kombinasyonu. Medyanın dört köşesini avucunun içi gibi bilen bir tecrübe. Kompleks işlerin kadını, klas sahibi, başlı başına bir ekol.

Başak Tanses: Sınır tanımaz PR’cılar adlı bir organizasyon kurulacak olsa, asil üyesi olur. Olmaz denileni olduran, kıvrak zeka ve faydalı hırsın vücut bulmuş hali. Motorcu, özünde marjinal.

Sevilay Çoban: Gazeteciliğin gen haritasını çıkartmış, her seviyeden basın çalışanının dilini ana dili gibi konuşabilen bir uzman. Detaycı, düzenli, harbi. Tabiat aşığı. İzmirli.

Diğdem Oğuz: Crème de la crème… Her zaman daha iyisini arayan, hayatının her noktası şık ve zarif olsun isteyen, kabalığa pabuç bırakmayan, işinin ehli, medyanın kurdu.

Merve Bilik: Doğuştan fenomen. Magazin ana dili. Hayatı bir diva tadında yaşayan, şovbizi çözmüş, havalar nasıl olursa olsun kendi havasıyla her ortama tazelik katabilecek nadir bir doğa olayı.

Onur Koçaslan: Kendinden emin duruşu ve tecrübesiyle yol gösterici. Gündemin detaylarına vakıf, mütevazılığı olgunluğundan gelen, adam gibi adam. Gerçek bir klasik.

Göknur Bilirgen: En karmaşık, en zorlayıcı müşterilerin kimyasını şıp diye çözen bir iletişimci, planlama dehası, her daim mütevazı. İçinin capcanlı olduğu söylenegelen bir kara kuru.

Duygu Derun: Sofistike işlerin kadını. Stiliyle değme ikonlara taş çıkartır. Basın dünyasının dört bir köşesinde kuşları var; gelişmelerden ilk onun haberi olur. Sakin güç. İncelikli bir ruh.

Suzi Gülerşen: Müşteri ilişkileri ekibinin olmazsa olmazı. Hassas dengelerin koruyucusu, anlayışlı, sabırlı, sakin ve tutarlı. Gülümsemesi ve nezaketiyle iç ferahlatıcı. Ayıt edici özelliği: Gusto sahibi

Dilek Keçeci: Contactplus’ın turnusol kağıdı: Ortada bir sorun varsa, onun yüzüne ve tepkilerine bakarak anlayabilirsiniz. Bir işi hakkıyla yapmanın verdiği özgüven ve dinginliğe sahip, kedi sever kişi.

Duygu Acar: Şartlar onun birkaç gün içinde ortama adapte olmasını zorunlu kıldı. Yaratıcı projelerin, nefes aldıran etkinliklerin, süper hızlı sunumların insanı.

Elif Gülenç: Contactplus’a gelenlerin ilk karşılaştığı yüz. Mesafeli, kendine has, sabır küpü. Hayatının 10 yılından fazlasını Contactplus’a vermiş, dışı sert, içi tatlı Karadeniz kızı.

Merve Aysal: Contactplus’ın kasası. Herkesin kafasının ermediği finansal işlerin halledicisi. Hayati soruların muhatabı: Merve, ticket’lar yattı mı?

Dilek Solakay: Fatura, avans, masraf, her türlü evrakın jonglörü. İflah olmaz bir gezgin. Ebedi gençlik iksirini keşfettiği halde, yalnızca kendine saklıyor.

Yılmaz Polat: İstanbul beyefendisi tanımının ilk kez onu görenler tarafından ortaya atıldığı söylenir. Kibarlığıyla kalpleri saniyesinde fetheder, bir bakışıyla ağırlığını hissettirir. Contactplus’ın Joker kartı, İngiliz anahtarı, sağ kolu.

Gülizar Tozlu: Ofiste yokluğu en çok hissedilen insan. Sıcacık çayların kahramanı, stresli çalışanların koruyucusu, adeta bir Hafize Ana. Günde 2’şer litre su içiyorsak, onun sayesinde.

Yeni internet sitemiz yayında

Uzun yıllardır bizimle olan eski İnternet sitemize o kadar alışmıştık ki vedalaşmamız çok güç oldu. Hizmetlerinden dolayı kendisine teşekkür ederken, yeni İnternet sitemizi büyük bir coşkuyla alkış yağmuruna tutuyoruz. Hoş geldin yeni site, güle güle eski site.

Hayır ağlamıyorum, gözüme teknoloji kaçtı.